
Allahım neydi günahım, nerede nerede yanlış yaptım! Ehmm sanırım fondiplemekte!
Sizi bilmem, kutlama benim için ‘Çak çak çak’ diyerek bardakları tokuşturma manasına gelir… Ve yine sizi bilmem ama ben sıkı içerim! Rakının sekini, tekilanın ‘şat’ını, kokteylin Bloody Mary olanını tercih ederim… Dahası, zaten şu ana kadar anlamışsınızdır, fena halde kontrollü bir insanım (!!!!), içki bana ‘dokanmaz’! Öyle bir otokontrol, öyle bir kendime hakimiyet!
Hatta bununla ilgili ünlü diyaloglarım da var:
- Ebru, rakıyı sek içme istersen, çarpar…
- Yok canııım! Neredeee! Valla fazla kontrollüyüm, sarhoş olamıyorum…
İki saat sonra:
- Oh oh, hadi gülüm yandan yandan…
- Ebru burada zıplamasana, asansörde kalacağız senin yüzünden…
- Huh? Pist değil mi burası?
- Balıkçıdan çıkıyoruz, pist yok burada!!!
Neyse, işte bu diyalogdan da referans olacağı üzere, içki eşiğim son derece yüksektir… Nitekim bunu bir yılbaşı akşamında da kanıtlamışlığım var!
15 kişilik büyük mutlu bir İtalyan Ailesi olarak takıldığımız zamanlarda (hala öyle takılıyoruz gerçi!), yine sürekli gittiğimiz bir mekana rezervasyon yaptırıyoruz. Herkes yemeği ailesi ile yiyecek, sonra bize ayrılan bölümdeki standlara sıra sıra sıralanacak ve eğleneceğiz… Canlı müzik de var. Yani güzel bir gece olacak… Nitekim planlandığı gibi başlıyor hadise… Sürekli gittiğimiz için mekandaki garsonlar tanıdık, müşterilerle selamımız var. Keyfimiz yerinde… Herkes ‘ağzı’ ile içiyor, bir araya gelip ‘Sultans of Dance’ hesabı koordine danslarda bulunuyor, tanımadıklarımızı da çekiştire çekiştire mutlu ailemize dahil ediyoruz… Özetle keyifler keka!!!
İşte bu sırada, mekanın işletmecilerinden biri olan çocukcağız geliyor yanımıza… Elinde bayağı dolu bir viski bardağı! Bunca zaman sonra bile anlayamadığım bir sebeple bir iddia başlıyor hemen oracıkta… ‘Hayatta fondipleyemezsin’ ‘Ben fondiplerim sen fondipeyemezsin’ çerçevesinde… İddia ortaya da ben mi sahipleniyorum yoksa çocuk işletmeci bize birer fondip yaptırsa zaten 2 şişe Chivas çakmış olacak o yüzden mi, orası biraz muğlak… Velhasıl, sonuçta ortada bir iddia, iddianın karşısında da yenilmez armada, her türlü iddiayı kafa atarak geçen ben varım! Bardağa kendinden emin bir bakışla uzanıyorum, bir zamanların Dallas’ında JR’ın hain planlarına karar verdikten sonra attığı hain bakışı da ekleyerek tıpkı onun gibi çaat diye bardağı dikiveriyorum…
Sonra sabah kankilerden birinin evinde, iki yanımda iki arkadaşımın da endişeli gözlerle bana baktığı iki kişilik yatakta uyanıyorum ve ‘Neden eve geldik ki?!’ diye soruyorum…İçeriden, farklı odalardan ‘ailemizin’ diğer bireyleri de geliyor birer ikişer, herkes aynı şeyi soruyor, ‘İyi mi? İyi iyi değil mi?’ Bir de arada ‘Ay ay belim tutulmuş, yer kalmayınca L koltukta yattım L kaldım… Bak bak burna bak palyanço burnu oldu Ebru sıkınca, olum benim arabayı yaptırırız di mi? Dört teker patladı valla’ sesleri geliyor fondaki birinden… Önce iyi misin sorularına cevap veriyorum: Ee valla bir domuzum eksik bir de geceye dair anılarım! Onun dışında süper diyebiliriz.
Sonra anlatmaya başlıyorlar F.S.’yi (Fondipten Sonra)…
Fondipten 5 dakika sonra:
- C: Aaa Ebru sahneye çıktı
- Şarkıcı: Hanımefendi çekilir misiniz rica etsem
- Ben: Hajjjdeee eeeppp beraberceneğğ Ellee güyynee karşıııı yapayanıiişşşzzz
- T: Kızlar yetişin Ebru sahneye çıktı, indiremiyooolaaar!
- Kızlar: Ayy yeter senin soğuk şakalarından…
- Bir müşteri: Garson bey çekilsenize komedyeni izleyemiyorum!
- Garson: Ebrucum gel bak bi, nişanlım burada, seni onunla tanıştırayım bir kahve içersiniz…
Fondipten 15 dk sonra:
- Garson: Ebrucum, kahven burada. Bu da nişanlım Aslı…
- Ben Merjahabağğğşş Slııjııımmm
- Aslı: Aaayyyy yandımm, yandııım, üstüme döktüü yaaa… Kahve leke yapar mı?
- Garson: Biraz dışarı çıkıp hava mı alsa?
- Bizimkiler (koro halinde): Eveeeet!
Fondipten 20 dk sonra:
Bir arkadaş, omuzlarımdan tutmuş hafif hafif sarsarak: Ebrucuuum, Ebruuu, Ebru..
Bir sonraki: Dur ben ayıltıcam şimdi… (Daha sert sarsarak ve ufak tokatlarla): Ebruuu, Ebuş, Ebruuuum
Bir sonraki: Abi öyle yapmayın su verin su… Hah şöyle (Yüzüme küçük küçük damlalarla su çarparak) Ebru, Ebruu Ebruuuuu
Anlatılına göre bildiğin bir sıra oluyor önümde, Airplane filminde olduğu gibi, beni tokatlayıp sarsarak kendime getirmeye çalışan… Hatta araya bir iki garsonun da karıştığı iddiaları var, ama belge yok! Benden gelen tek tepki, G.’nin beni uyandırmaya çalıştığı bir anda uzanıp burnunu iki parmağımın arasında sıkıştırıp var gücümle sıkmam oluyor ki, Müren balığının çenesi gibi, ‘pençemi’ 1 dakika boyunca açmak ve burnu elimden almak mümkün olmuyor…
Fondipten 45 dk sonra:
‘Tepki vermiyor, hastaneye götürelim’ diyor birisi… Herkes arabalara seğirtiyor ve yerleşiyor… 3 araba var peşpeşe… Bir de küçük ayrıntı! Ben beni oturttuları yerde baygın yatıyorum, zira hiçbir baba yiğit, ‘Durun ben taşırım’ diyemiyor… Sonra erkekler arabalardan inip, başımda toplanıyor… Derin bir tartışma başlıyor:
‘Sen ayaklarını tut ben kollarını’
‘Öyle olmaz abicim ikiye katlayalım sandık gibi taşıyalım’
‘Çekici çağıralım!!!’
Sonunda, arabayı kapıya en yakın noktaya çekmeye, birinin de arkama geçip kollarımın altından tuttuktan sonra beni geri geri çekerek arabaya bindirmesine karar veriliyor… Emektar ve cesur garsonumuz üstleniyor bu görevi. Hayır kendisi kurayı kazanmış falan değil. Hadiseyi bana anlatırlarken gelen kaçamak bakışlardan anladığım kadarıyla ondan başka aday yok zaten… ! Nitekim, karşılıklı alınan teyid sonucunda, çekiştirme seansı başlıyor:
- Hah, çek çek… Dur, tamam. Koltuk tam arkanda, yavaş…Çek, çek, yürü… Çek çek…
Ve fakat küçük bir ayrıntı (!) atlanıyor:
- Ooollluuum çıksana şu arabadan da gidelim!!! Halllalllaaa…
- Çıkamıyom abi, sıkıştım!
- Arkadaşlar bi el atın…
Bu kez diğer kapı açılıyor ve beni geri geri taşırken, mecburen koltuğa boylu boyunca yattığı için içeride kısılıp kalan garsonumuz koltuk altlarından tutulmak suretiyle dışarı çekliyor. Tabii, ben bu alkol mevzusunda ‘zurna’ seviyesine ulaştıysam, garsonumuza yardım etmeye çalışan ekibin alfa, beta, gama olarak giden ve sonunda zurnaya ulaşan seviyeler arasından ‘gama’da olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
- Hah, çıkarttım abi
- Olum o adamın tişörtü, çek daha…
- Abii durun pantolon kalıyor…
- Dikkatli çekin şu adamı bea! Olum çıktın işte, ne girdin geri arabaya?!
- Abii ayakkabılarım kaldı da…
- !??!!
Fondipten 1.30 saat sonra:
Sonunda yola koyuluyoruz. Bizim şöfor gittikçe şişen ve kızaran burnuyla yılbaşına palyaço kılığında katılmış gibi gözüken G. Yanında ’1.seviye gama’ kafasına ulaşmış olan P. oturuyor… Bizim arabayı takip eden ekibin geri kalanını da sayarsak, bir alkol komasına 3 arabalık konvoyla yola çıkıyoruz! İstikamet Taksim İlkyardım…
- Oluum P., burada girilmez yazıyor…
- Gir abijiiim giirrr sen! Hhastağğmız vağğğrrr sonuzztaa…
Paaattttt, psssstttt…
- Ulan hayvan herif, tuzağa soktun bizi…
- Devam et abijiiimmm… Devam, hastağğmız vağğğrrr sonuzztaa…
Hastane ‘alkol koması yoğunluğu’ nedeniyle başka hasta alamayacağını söyleyince, ortaya ikinci hastaneye nasıl gidileceği sorunsalı çıkıyor. Zira bir araba eksilmiş durumda ve ortada taksi yok! Sonunda beni ikinci arabanın arka koltuğuna yatırıyorlar. Yer olmadığı için de ‘artanlar’ üstüme oturuyor. Allahtan hafif olanları seçiyorlar da bir de kaburga kırılması söz konusu olmuyor!!!
Fondipten 2.30 saat sonra:
İstanbul’daki bütün hastaneleri gezdikten ve ‘red’ cevabı aldıktan sonra, kendimizi kapısında elinde tekerlekli sandalye, arabadan inen herkesi tek tek ‘bu mu hasta bu mu hasta?’ diye koltuğa oturtmaya çalışan bir hastabakıcının olduğu özel hastanede buluyoruz. Birinci araba boşalıyor, ikinci araba boşalıyor, üzerimdekiler de indikten sonra ‘işte bu hasta’ diyorlar… İstikamet acil!
Bir grup benim peşimden oraya seğirtirken, ikinci grup kayıt işlemlerini hallediyor. Tabii ortaya esaslı ve evladiyelik bir kayıt formu çıkıyor isim: Ebru, soyadı:çiçek resmi… Yaş: ?…
Doktor ekibin 14′ünü de toplayıp durumuma teşhis koyuyor: ‘Tipik bir sızma vakası! Serum vereceğiz sonra gidersiniz!’
Herkes hastaneye dağılıyor. Bir kısım yanıma yatmayı, diğerleri hemşirelerin pis ve sinirli bakışlarına rağmen odada yılbaşı kutlamasına devam etmeyi sürdürüyor. Bu arada gecenin bonus’ü peşimizden hastaneye gelen garsonumuz oluyor!
- Abii valla Ebru’yu merak ettim… Nasıl oldu? Şey bu da senin hesap… Ne dedi doktor abi önemli bişi yok di mi? Senin 35 TL…
Tabii bu arada garsonumuzu ciddi ciddi ‘ilgilenmiyosun bizimle’ diye azarlayıp ‘Bana bir buzlu viski’ diyenlerin olduğu da kayıtlara geçsin!
Fondipten 12 saat sonra:
‘Bak bak burna bak palyanço burnu oldu. Kırıldı mı acaba yav? Bi de belim tutulmuş ki sormayın! L koltuk kaldı ya bana. Üşüdüm de yav, herkes kaptı tabe battaniyeleri… Oluuum benim arabayı yaptırırız di mi? Dört teker patladı valla tuzağa girince!’
İşte sabah böyle uyanıyorum… Olanları dinledikten sonra yanımda yatan ‘Bir bilen olarak B’ ve onun ‘hemşosu M’ye dönüp: ‘Üstüm başım düzgün müydü? Makyajı rötuşlasaydınız bare abicim’ diyorum!
O geceden sonra G.’yi ‘mağdur’ olarak çağırmaya başlıyoruz…
Velhasıl meğersem JR değil Sue Ellen’mışım sevgili okurlar…
Alkole tövbe etmek mi? Yav Sue Ellen’ız dedik ya. İnsan rolün hakkını vermedikten sonra olur mu hiç? Yeter ki stilde kayma olmasın…

Ertesi gün TV'de 'Alkol koması rekoru kırıldı' haberi çıkıyor. Annem tuu, tuuu, rezillik, reziilik diye eşlik ediyor habere. Hee valla yaa, rezil bu millet!!!