PIN-UP’UN SÜTÜNÜ ÇIKARDILAR!

pinupcats

1940′tan bu yana en seksi kadınlar olmayı, dahası artık hangi mucize botox’u kullanıyorlarsa asla yaşlanmamayı başarıyorlar! Eh ister istemez de taklit ediliyorlar… Kimden mi bahsediyoruz: Pin-up kızlarından!

Geçen sene, kızları örnek alan canlılar kediler olmuştu!!! Geçen senenin en favori kreatif çalışması sayılan sevimli kediler, bir takvim için pin-up kızların pozlarını verdiler. Her ne kadar ben çalışmaya pin-up’lar çerçevesinden bakıp biraz hayal kırıcı bulmuş ve onları kıskanan bir kadının gereksiz çabasına bağlamış olsam da!!! Öte yandan bu sene, pin-up ilhamı kendini aştı! Sütü sevdirme kampanyası çerçevesinde, bu sefer de işte bu aşağıdaki pin-up versiyonu fotoğraflandı.

Çalışmanın yaratıcısı, fotoğrafçı Jaroslav Wieczorkiewicz. Biz DIYPhotography.net’in yalancısıyız, orada söylenene göre kızların üzerindeki sütler photoshop mucizesi değil tamamen gerçek! Yani bu fotoğrafçı arkadaş, sütleri böyle havalara atmış, sonra da çektiği binlerce kareyi üst üste getirerek sütten elbiseleri yaratmış. Niye mi bu kadar uğraşmış? Herkesler süt içsin diye! Hayır, böyle bir işten sonra sütü ne çocuklar ne kadınlar önce erkekler içecek ama sütün epey bir gündemde kalacağı kesin! Eh tanıtım böyle olunca, ayıp olmasın diye bir bardak şeediyim bari… Garsooon!!!

milk

HABER, YORUM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

TELEFON ŞARJ EDEN ÇANTA?!!

everpurse-header

Siz de aynı dertten müsdarip misiniz? Akşam güzelce şarja takıyor, sabah kullanmaya başlıyor sonra derken tam da ‘Ondan’ telefon-mesaj beklediğiniz saatte bir bakıyorsunuz şarj kalmış %5! Eh başlıyor bi her arayana ‘Buyrun ne vardı sizin? Hade canım hadeee, kısa kes’ havası… Ah bu twitter ve de instagram ve de messanger ve de message me ve de maillerin gözü çıksın! Hep onlar sebep oluyor aslında!!! Ama artık onlarsız da yaşanmıyor di mi ama?

Şahsen ben tedbiri yanıma ne kadar şarj aletim varsa almakta buluyordum. Sonra bu Everpurse’ü gördüm! Bu gördüğünüz makyaj çantasından bozma, portföyden olma çantanın şık olmak dışında bir işlevi daha var: Telefonunuzu şarj etmesi! Nasıl mı? Çantanın içine yerleştirilmiş bir şarj sistemi sayesinde telefonu içine koyduğunuz zaman, pil dolmaya başlıyor. Tabii sizin de unutmayıp çantayı şarj etmeniz gerekiyor. Bunun içinse kablo, fiş vs’ye gerek yok! Sadece çantayı özel kablosuz şarj tepsisi üzerine bırakmanız gerekiyor! Güzel tarafı, telefonunuzu tam 2 kere tamamen şarj edecek kadar dayanması! Evden telefonunuz şarj edilmiş olarak çıkarsanız ömrüne 3 ömür katmış oluyorsunuz yani! iPhone ve Samsung Galaxy modelleriyle de uyumlu! Fiyatları, seçeceğiniz çanta modeline göre 189 USD ile 319 USD arasında değişiyor… Ben daha da fazla bilgi istiyorum, ayrıca da ne modeller varmış bakacağım diyenler için, hadise işte burada: Tık tık lütfen!

everpurse

HABER, SEVDİKLERİM, TASARIM, TREND kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HUNTER’IN AVCISIYIM

CHARLES_DIANA_BALMORAL_198

 

Hunter botları ilk Prenses Diana’nın ayağında görmüştüm. Kate Moss’dan yıllar yıllar önceydi. Prenses, çağının yeni stil ikonu olma yolunda ilerliyordu. O nedenle sanki Kate Moss’un parlak buluşuymuş gibi davranılmasına biraz bozulmuştum. Malum herkes gibi benim de bir Diana düşkünlüğüm, saçımın abanoz siyahına rağen saçımı aynen Diana’nın yukarıdaki fotoğrafında olduğu gibi kestirip “Ne biçim benzedim ama” diye ortaya düşmüşlüğüm vardır. Yani sonuçta benzerlik hemen göze çarpmıyorsa bu benim değil, makas bilmez berberin suçu…

Velhasıl o tarihten bu yana baldırlarımın izin verdiği oranda Hunter’ın avcısı oldum. Zira kilo-boy dengesinin şirazesi kaçınca benim yağmur botları ‘ankle boots’ kıvamına da gelebiliyor. Bot bilekten yukarı çıkmayı reddediyor!

Öte yandan Hunter öyle bir işbirliği yapmış ki, bacağımdan girsin girmesin şahsi koleksiyonuma ekleyeceğim! Gerekirse aynen iyi bir moda severin yapması gerektiği gibi baldırın bir kısmını feda ederim!!!

Hunter-boots-2 Rag&Bone markasıyla işbirliği yapan marka kimisi uzun kimisi kısa, kimisi kısa, kimisi fermuarlı kimisi düz birçok model çıkartmış. Şahsen benim hedefim aşağıda fotoğrafını gördüğünüz fermuarlı versiyonu. Burada da diğer modelleri var: www.hunter-boot.com… Botlar bu kadar güzel olunca içimden dünden beri durmadan yağan yağmura bile kızmak gelmiyor şahsen!

Hunter-Boots-1

 

 

TREND kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

EMEKLİ OLSA YA!

 

Evden çıkmadan önce şöyle bir aynaya bakarsınız… İşte saç baş düzgün, makyaj yerinde, stil de gayet başarılı falan. Havalı havalı çekersiniz kapıyı. Hafif yaylı bir yürüme başlar. Dünyanın en güzel kadını sizsinizdir. Sonra derken psssssfffffff…. İşte aynen böyle bir sesle söner havanız. Nitekim karşınıza bir kadın çıkar, o da aynı düşünce ile çıkmıştır evden işte saç baş düzgün, makyaj yerinde, stil de gayet başarılı falan. Tek farkı, o havada ve güzellikte size 10 basar. Sizde sadece onun saçını başını yolma arzusu uyanır.

İşte bu Naomi Campbell arkadaşımız, nam-ı diğer EN ÖZ İLLA Kİ Top Model saçı başı güzelce yolunup eline peruk olarak tutuşturulacak cinsten! (Kadıncağızın vakti zamanında Türkiye geldiğinde kendisiyle tanışmaya çalışan cemiyet hayatımızın en hızlı playboylarından birinin yanağından makas alıp ‘Aaa sivit boy’ yani ‘sweet boy’ tam Türkçesiyle ‘tatlı çocuuuk’ deyip eziklediği rivayet olunur. Lütfen kimmiş kimmiş diye sormayın! Hayır efen’im, gazeteci kayanğını açıklamaz ilkesinden değil. Bu gazeteci o zaman da ismi öğrenememişti, o bakımdan!)

Neyse işte tam bu kadından kurtulduk falan, emekliye ayrıldı, yok ortalarda şu bu derken, dün New York Moda Haftası’nda Diane von Furstenberg defilesinde çıktı karşıma… Ve bir kez daha teyit oldu ki çok az kadın onun kadar çok yakışıyor podyuma!

Diane von Furstenberg defilesini ilerleyen zamanlarda bilahare anlatacağım ve fakat defile başında kendisi ”Umarım bu kadar sert, tahmin edilemez ve korkunç bir dünyada insanlar yaşama sevincini ve güzelliği hissetmişlerdir” buyurmuşlar. Şahsen Bayan von Furstenberg’ciğim,  sayende güzelliği hissettim ve fakat yaşama sevinci kalmadı! Ayıptır ama yaaa…

 

naomi

Genel, HABER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

MADEMOISELLE C

carine-1İnsan Vogue editörü olunca yolu bir şekilde bir ‘artiztlik’le kesişiyor! Gerçi bu seferkinin titrine ‘eski’ eklendi ama olsun! Amerikan Vogue dergisinin editörü Anna Wintour ‘Devil Wears Prada/Şeytan Marka Giyer’ adlı filmde sarsılan imajını toplamak için ‘The September Issue/Eylül Sayısı’ belgeselinde yer almıştı malumunuz. Amacı ‘dişi şeytan’ değil aslında ne kadar da insancıl bir şahıs olduğunu kanıtlamaktı. Öte yandan bende kalan izlenim, şahsın tam bir dişi şeytan olduğu, Amerikan hazır giyim sektörünün tek hakimi olduğu ve fakat azıcık şeytan olmadan da yaptığı işi biraz zor yapacağıydı. Yani şeytanın hakkı şeytana demek gerekiyor bazen de!

carine-2

Anna Wintour’dan sonra şimdi sıra eski rakibi Carine Roitfeld’de. Fransız Vogue dergisinin eski editörü, bu görevinden ayrılmadan önce Amerikan Vogue dergisinin müstakbel editörü olarak anılıyordu! Gelin görün ki, onun da ayağına kadim dostu tasarımcı Tom Ford dolandı! İkilinin yakınlığı ve Roitfeld’in kendisine rakipleri hakkında bilgi sızdırdığı gerekçesi (her ne kadar resmi açıklama bu olmasa da) Madame C’nin görevini bırakmasıyla sonuçlanmıştı.

Roitfeld, yayıncılıktan çok uzak kalamadı! Peşpeşe çıkardığı kitaplara ek olarak CR diye bir de dergi sürdü piyasaya. Şimdi de ‘Mademoiselle C’ adlı bir belgeselle çıkacak moda severlerin karşısına. Belgesel tamamen kendisi hakkında! Yakın zamanda Harper’s Bazaar dergisinin global direktörü de olan Roitfeld, “İnsanları şaşırtmayı seviyorum. Risk almaktan hoşlanıyorum!” diye açıklıyor belgeselin nasıl ortaya çıktığını anlatırken… Ardından yönetmen Fabien Constant’ın kendisini nasıl ikna ettiğine de şöyle değiniyor: “Yeşil çaya ikna oldum. Henüz sarhoş bile olmamıştım!”

 

Tanıtımı 2 gün önce yapılan belgeselde, Tom Ford, Donatella Versace, Karl Lagerfeld gibi isimler de yer alıyor. Motivasyon kaynağı ise Karl Lagerfeld. Zira usta modacı, Roitfeld’e kendisinin de uyguladığı tavsiyeyi vermiş: “Bayan Roitfeld, canınız ne isterse yapabilirsiniz, ilk siz yaptığınız sürece!” Şurası bir gerçek ki, 58 yaşındaki 2 çocuk annesi ve bir torun sahibi Roitfeld ilk olacağı daha birçok konuyla moda dünyasını şaşırtmaya devam edecek. Zira The Guardian’a verdiği ve bu bilgilerin bazılarını aktardığım röportajda “Öğrendiğim çok numara var, şimdi onları paylaşma vakti” diye anlatmış durumu. Tek derdiyse 20 Eylül’de gösterime 28 Ekim’de de DVD larak piyasaya çıkacak filmden sonra insanların onu çok fazla “ben, ben, ben” bulmaması. Hakkında koca belgesel film yapılmış, ne bulacaktık ki ayol?

HABER, TREND kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

KRALİÇE USULÜ STİL

Queen's style, Rainbow style

Vogue dergisi araştırmış. Kişiliği renkli midir bilmem ama kraliçe dünyanın en 'renkli' stilinin sahibi!

Malum geçen sene İngilizler için önemli bir seneydi. Çünkü Kraliçe’lerinin tahttaki 60. senesi dolmuştu. Tabii bir de Olimpiyatlar’a denk gelince, kutlandı da kutlandı! İşte bu çerçevede Kraliçe Elizabeth de birçok etkinliğe katılınca, İngiliz Vogue dergisi majestelerinin stiline kafayı takmış, bir sene boyunca katıldığı davetlerde giydiği her kıyafeti inceleyip bir şablon çıkarmıştı ortaya… Buna göre II. Elizabeth’in renk tercihi yüzde 29′luk bir oranla maviydi…

Haa bu mevzu nereden mi çıktı? Ufak ufak yaz koleksiyonlarını görmeye başladım vitrinlerde mağazalarda. Henüz kapsamlı incelemedim. Dolayısıyla tam bir yorum yapmam mümkün değil. Ve fakat, aklıma nedense yaz kış hep koyu renklere giden ellerimiz geliyor. Özellikle de büyük beden olup ‘siyah’ın görüntüyü inceltici ve fakat ruhu karartıcı özelliğine sığınmamız…

Bu çerçevede ‘gök kuşağı kraliçe’yi kıskanmamak mümkün değil vallahi… Kadıncağız 86 yaşında! Üstelik dünyanın en ciddi Kraliçe’si. Ama yine de renk buldu mu kaçırmıyor!

Kraliçe demişken, kendisinin stili multi-color ama karakter malum soğuk nevale gözüküyor çoğu zaman… Hatta ‘Queen/Kraliçe’ filmi bunun bir tahmin değil gerçek olduğunu da teyit etmişti. Eh malum İngiliz soğukkanlılığı! Ve fakat inceden bir espiri anlayışı da yok değil hani!

Kanıtı, bu aşağıdaki fotoğraftaki yan bakış ve ona eşlik eden kikirdeme…  Zira Irish Guard üniforması içindeki kılı kıpırdamadan kendisine selam çakan şahıs, çocuklarının babası ve de bunca senelik kocası Prens Philip!

Queen and Prince Philippe

Ah zaman, sen nelere kadirsin!!!
YORUM kategorisine gönderildi | 1 yorum

CHLOE’NİN 16 ‘IT’ PARÇASI

Öncelikle iki noktanın altını çizeyim:

1- Başlıkta yazan ‘it’, ‘ittir köpektir ama bizimdir’ cümlesindeki ‘it’le alakasız olmakla beraber, arzuya göre, bu yazıda geçenlerin hepsi, en azından çantaları bizim olsa ne olurdu diye de yorumlanabilir! Buradaki ‘IT’ İngilizce’de çokça kullanılan ve Ebruca’da ‘Ahhh o parçalar yok mu ooo parçalar’ diye çevrilebilecek olan ‘it’e göndermedir.

2- Bu haberi duyalı oldu. Ve fakat yazabilmek şimdiye nasip oldu. ‘Bayatladı’ diye dudak bükenlere belirteyim: Chloé bayatlamaz! Kaldı ki, zaten haber de bir ürünün bayatlasa bile nasıl çıtır çıtır tazecik hale gelebileceği üzerine! Buyurunuz efenim…

Eski koleksiyonlardan fırlayıp gelmiş tam 16 parça... Biri de bizim eve düşse, gökten düşen elmalar gibi!

Malum, 2012′nin son günlerinde bu günlerinde, bu güne kadar moda dünyasına Karl Lagerfeld, Stella McCartney, Phoebe Philo gibi ünlüleri kazandıran moda evi Chloé, tam 60 yaşına basmış bunu da vur patlasın kutlamıştı. Şimdi bir sürpriz de 60.yaşın şerefine Paris Printemps Haussmann mağazası ‘Printemps loves Chloé’ adlı bir seri çıkarttı…

Seri bir moda bağımlısının başına gelebilecek en harika şey! Zira markanın ‘trademark’ı olmuş 16 parça bir daha hayata geçmiş durumda… Koleksiyonda neler mi var… İşte sayıyorum. Ama hepsini değil, en beğendiklerimi ve tabii bir plus size olarak kullanabileceklerimi… Kalan kısmını da işte buraya tıklayıp kendiniz keşfedin artık!

1- Phoebe Philo imzalı 2006 Yaz sezonuna ait tahtta tabanlı dolgu topuklu sandaletler, ki aha da buracıkta kayıtlara geçsin: Dolgu topuk sev-mem! Yeni fiyatı 550 Euro.

2- 2003 yılı imzalı Camera Bag…

3- 2009 yılında Hannah Mac Gibbon’un imzaladığı yünlü kumaştan pelerin ya da öz Türkçesiyle ‘aba’… Ama ne abaaaa :)

4- Paddington metro istasyonunu ki kendisi Londra merkezindedir, bir anda dünyanın en ünlü yeri haline getiren Paddington çanta. Üzerindeki asma kilitle efsanelere karışmıştı anında… Yine Phoebe Philo sağolsun!

5- Chloé’yi yaratan ve de genç tasarımcılara tereddütsüz şans vererek günümüz moda dünyasının temellerini atan Gaby Aghion’un 1960 yılında yarattığı Chloé bluz… Evet belki içine giremem ama hayali yeter!

6- Veee eğer bulup da giymeye kalkarsam, herbir yerimin elbisenin yanlarından taşacağı, işbu nedenle benden uzak tutulup bir moda katlimaı işlenmesinin önüne geçilmesi gereken ‘Gitar’ elbise… İmzayı atan Karl Lagerfeld… Chloé’yi Chloé haline getirirken bireysel şöhret basamaklarını da hızlıca tırmanan moda dahisi!

7- Kimileri tarafından ‘şarkıcının kızı’ olarak küçümsense de markanın başındayken kendini aşan ve bu ‘aşma’ eylemi sırasında moda dünyasına ‘bir ikonik’ parça okazandıran Stella McCartney’nin Ananas tişörtü…

Ananas, olsa da yesek... Tişörtün de 'olduğu kadarını' giysek...

Velhasıl, Printemps Chloe aşkını gayet net kanıtladı da, eee ben de seviyorum, Printemps çekil aradan!

SEVDİKLERİM, TREND kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

JUERGEN TELLER PRENSİPLERİ

Fotoğrafçı, moda fotoğrafçısı

Eğer kendisini tanımıyorsanız, derhal terk edin moda dünyasını!!! Yanlız bırakın beni, nnyanlız :)

‘Mükemmel nedir? Beni bir nebze olsun ilgilendirmiyor. Mükemmelle aramda hiç bağ yok. Hiç anlamıyorum. Mükemmel olması için retuşlanmış fotoğrafları sıkıcı buluyorum. Ayrıca kadınların öyle gözükmeleri için bir baskı altına alınmasını da sağlıklı bulmuyorum.  Beni nasıl bir insan oldukları ilgilendiriyor. Ben de kendimi fotoğraflara hafif kilolu bir insan olarak koyuyorum. Ve her ebatta insan da fotoğrafladım!’

Victoria Beckham’ı dev bir alışveriş torbasına (3), Kate Moss’u pis bir el arabasına (2 ve 4) ve Vivienne Westwood’u anadan üryan soyunmaya (1) ikna eden, fotoğraflarını kat-i suretle retuşlamayan ve yine de çekmediği kampanya+celebrity kalmayan moda fotoğrafçısı Juergen Teller’ın süper mottosu!

Juergen Teller

Bu kadınları ikna etmiş, bu halde, yani oldukları gibi çekmiş. 'Gerçek' olmanın keyfi... Paha biçilmez!

SEVDİKLERİM, YORUM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ŞİMDİ DE ALKALİN DİYETİ

Alkalin diyeti, Honestly healty book

Billa sağlıklı! Kitabın adının öz Türkçesi bu. Bilmiyorum artık, biz yazarın yalancısıyız!

Aslında duymuştum sağdan soldan… ‘Ay onu onunlaaa yemee… Alkalin diye bişi var herhaldeeeee’ tarzı yorumlar. Ve fakat 11 Ocak’ta ‘feyşın gurusu’ yani açıklayacak olursam moda ve sağlık gurusu Victoria Beckham twitter’ına yazana kadar bu iş nedir, kaynağı kimdir, nereden çıktı başımıza merak etmemiştim…

Tweetin devamında Honestly Healthy'nin resmi olunca kitap bir anda 'İlk alınacaklar' listesine 1.sıradan giriş yaptı!

Eh kolay mı? Bunca senelik ‘profesyonel şişko’ hayatımda ne ‘moda rejim’ler geçti başımdan… Öyle şimdinin dile pelesenkleri Dukan ve Karatay’dan bahsetmiyorun üstelik! Siz deyin karbonhidrat, ben anlatayım Aylin Livaneli rejimi, siz deyin protein ben söyleyeyim Montignac! Siz deyin kalori ben anlatayım Weight Watchers puan ve yağ sistemi! Eh bu Alkalin’le de baş ederim elbet dedim ve de işin aslını astarını bir deşeleyeyim ve de sizi de bilgilendireyim istedim…

Herşeyden önce öğrendiğime göre bu zayıflamaktan ziyade gerçekten sağlıklı beslenmeyi amaç edinen bir beslenme şekli. Amaç sabahları idrarın pH dengesinin doğru olmasını sağlamak. Yani renginin açık ve kokusuz olması gerekiyor. Hayır sabah sabah böyle bir araştırmaya girmek adamın otomatik olarak iştahını kesip gün boyu yemesini engeller tabii o ayrı! Ama midesi sağlam olanlar için (yani benim için!) anlaşılması gereken nokta şu: Bazı gıdalar vücuttaki asit seviyesini artırıp kanı ve idrarı etkiliyor. Bu tüü-kaka gıdalar arasında da proteinler başta geliyor. Hadi buyurun! Dukan Amca ne demişti Alkalin Teyze ne diyor? Dukan’da herkesin abana abana yediği tavuk, et, peynir bu sefer ‘az tüketilecekler’ listesine geçiyor. Kalan grubu da, yani sebzeleri de yüzde 70 çiğ veya çok az pişmiş yemek gerekiyor. Yani ‘diyet trendleri’ yine ‘ot’a dönmüş durumda anlayacağınız. Gelin görün ki ot demişken, inek sütü yerine koyun ve keçi sütünü tercih etmek gerektiğini de söylemiş olayım da diyetin peşine düşecekler yanlışlık yapmasın!

Victoria Beckham, Jeniifer Aniston

Dikkat! Mayo giyip kendini sokağa atmak Alkalin diyetinin kapsamında olabilir!

Victoria Beckham, Jennifer Aniston, Gwyneth Paltrow ve daha birçok Hollywood ünlüsü kafayı Alkalin’e takmış durumda… Yine bir Hollywood’lu Sienna Miller’ın üvey ablası vejetaryen şef Natasha Corrett tarafından hazırlanan Honestly Healthy de işte bu noktada sahne alıyor. Kitapta hem lezzetli Alkalin tarifler var hem de bu diyet nedir, nasıl yapılır, ney neyle yenir tarzı uzman bilgiler…

Top Model, büyük beden model

Aha bu da Candice Huffine... Top Model! Geçenlerde Star TV'ye çıkmıştı... Faik Sönmez'in yeni sezon mankeni olacakmış. Diyet miyet de yapmıyor!!!

Şahsen ben diyetlerle hayatım boyunca ‘seviyeli bir ilişki’ kurmayı bırakın en laçka birliktelikleri yaşamış biri olarak girmiyorum Alkalin topuna… Ve fakat, meraklısını da bilgilendirmek lazım değil mi efems?

HABER, YORUM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

CARRIE DÖNDÜ, AMA NASIL?!

Carrie döndü, ama olmadı!

Ay keşke dönmeseydin Carrie!

Tamam bittiğinden beri özleyip duruyoruz! Arkasından gelen 2 film de kesmedi, ama yine de oturduk seyrettik! Hatta tamamen sponsorlara yalakalık olsun diye çekilen, başrol oyuncularının ‘Sex and the Botox’a döndüğü ve konunun zıvanadan çıktığı 2.filmi bile… Gelin görün ki, tadında bırakmak lazım!

Niye mi söyleniyorum bu kadar? Sex and The City dizisinin ünlü karakteri Carrie Bradshaw’un ‘gençliğini’ konu alan Carrie Diaries gösterime girdi ve de ben de hiçbir masraftan kaçınmayarak (!!!) sizin için oturdum seyrettim de ondan…

Dizi 16 yaşındaki, Connecticut doğumlu Carrie’mizin, Interview dergisi adına stajyer olarak New York’a gitmesini konu alıyor. Annesini kaybettikten sonra babası ve kızkardeşi ile yaşamaya devam eden Carrie, bir moda bağımlısı olarak New York’a gelince haliyle dünyası değişiveriyor.

Şahsen ben beğenmedim. Zira bu Carrie olsa olsa bir ergen dizisinin kahramanı olur. Her ne kadar başrol oyuncusu Anna Sophia Robb geleceğin yıldızlarından biri olacak gibi dursa da SJP Carrie ile pek alakası yok!

Bir de tabii işin styling boyutu var! Haliyle bir lise öğrencisinin Manolo’ları ayağına, Dolce&Gabbana’ları sırtına geçirmesi beklenemez. Ve fakat illa ki değişik olacak diye ne bulsa giymesi de pek güzel olmamış! Dizinin kostüm tasarımcısı Eric Daman. Malum Dedikoducu kızları (Gossip Girl) kendisi giydiriyor. Ama 1980′lerimsi bir zamanda geçen bu dizide henüz tarzları oturttuğunu söyleyemeyeceğim şahsen!

Dizi şimdilik çok olumlu notlar almadı yorumculardan ve izleyicilerden. 4 bölüm yayınlandı, iMDB notu 6.2′de kaldı. Yapımcıların Gossip Girl’ün yıldızlarından Blake Lively’den tutun da Olsen ikizlerine kadar birçok ünlüyü dizide konuk edeceği söyleniyor ve ‘Daha durun’ deniyor ama ben duramayacağım! Gençlik seyretsin, eğlensin… Ben şahsen öz bi Carrie Bradshaw’umun anısına ihanet etmeyeceğim!

Sex and the City'nin yeni dizisi

Çeşit çeşit giyiniyor Carrie Ablamız yine. Ama olmuyor, olamıyor işte! Ahhh öz Carrie ah!

HABER, TREND, YORUM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın